Millet olarak hazırcı bir toplum oluşturma konusunda bizim kadar çalışkan ve duyarlı başka hiçbir millet tanımıyorum! Vur dedi mi hemen öldürürüz. Kaş yapayım derken göz çıkarma konusunda üstümüze yoktur. Düğün eğlencelerimizde sevincimizi belirtirken silahla başkalarının hayatını karartmada dünyada birinci sırada olmadığımızı kimse söyleyemez. Hele hele düzgün bir toplumun temeli olan çocuklarımızın yetişmesindeki hassasiyetimiz konusunda bizimle kimse boy ölçüşemez? Millet olarak geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı bir fanus içinde yetiştirmede üzerimize kimseyi tanımıyorum?

 Çocuk yetiştirmede bu kadar titiz bir millet olmamıza rağmen, acaba neden istediğimiz sonucu alamıyoruz. Yetiştirdiğimiz çocuklar daha sonra neden kendi ayakları üzerinde duramıyorlar. Neden bu kadar hazırcı oluyorlar. Hayata atıldıklarında neden sudan çıkmış balığa benziyorlar. Karşısına çıkan olaylar karşısında neden soğukkanlı olamayıp hemen paniğe kapılıyorlar. Hayat mücadelesinde neden başarısız oluyorlar. Acaba bir yerlerde yanlışlar mı yapıyoruz. Kendi istediğimiz şekilde yetiştirdiğimiz çocuklardan daha sonra neden şikâyet ediyoruz.

 Bir babaya veya anneye çocuklarıyla ilgisi sorulduğunda biraz da övünerek hemen “ben onlarla arkadaş gibiyim” der. Bu konuda ünlü bir alman eğitimci ise, “siz çocuklarınızla arkadaş olamazsınız, onlar sizin çocuklarınız, siz ise onların babası veya annesisiniz. Çocuklarını sevmek, onlara yakın olmak başka şeydir, ebeveyn çocuk ilişkileri başka şeydir. Arkadaş, arkadaşın sırdaşıdır. Bir çocuk yakın dostu arkadaşıyla her sırrını paylaşır fakat babası ve annesiyle her sırrını açık bir şekilde paylaşamaz. Çocuğunuzla her sırrınızı paylaşabilir misiniz? Çocuklarımıza karşı her türlü samimiyeti ve dürüstlüğü göstereceğiz fakat asla onların bizim çocuklarımız olduğunu unutmayacağız. Ebeveyn çocuk ilişkilerinde belli bir noktadan sonra mutlaka mesafemizi koruyacağız” der.

Buna karşılık bizler ne yapıyoruz?

 Çocuğumuz henüz emeklemesini bile öğrenmeden örümcek arabaları ile onları yürütmeye çalışıyoruz. Düşe kalka yürümesini öğrenmesi gerekirken onları çocuk arabalarına alıyoruz. Düşe kalka yürümesini öğrenmesi gerekirken ellerinden tutarak, düştükten sonra kalkma kavramını bile öğretemiyoruz. Hatta düştükten sonra ayağa kalkma kavramını öğrenmemeleri için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.

 Çocuklarımızı o kadar fazla düşünüyoruz ki, yolda tek başına yürüyemez diye elinden tutarak yürümesine yardım ediyoruz.  Tek başına yemek yiyemez diye yemeğini biz yediriyoruz.  Okul hayatında öğretmeninin verdiği ödevleri yapamaz diye onların yerine ödevlerini biz yapıyoruz. Hatta bu işi farkında olmadan öylesine abartıyoruz ki çocuğumuzun yerine üniversite tercihlerini biz yapıyoruz,  onun yerine işini biz buluyoruz, evlenmesine biz yardımcı oluyoruz. Tabi ki bütün bunların kaçınılmaz bir sonucu olarak ta boşanmasına biz yardımcı oluyoruz.Çocuklarımızı öylesine çok düşünüyoruz ki, onların düşünmelerine bile gerek bırakmıyoruz.

 Hâlbuki biz onları sadece gözleyecektik. Onlar, yürürken düşecekler, bisikletten düşecekler, merdivenden düşecekler, oyun oynarken düşecekler tıpkı toprağa düşen bir tohum gibi yeşerip yeniden ayağa kalkmasını öğreneceklerdi. Çünkü bütün bu düşmelerin sonucunda tekrar ayağa kalkabilmeyi, tek başına da olsa yoluna devam etmeyi öğreneceklerdi.

 Bir baba ile oğul kırlarda gezerken kelebeklerin kozadan çıkışlarına tanık olurlar: Çocuk, kelebeklerin kozadan çok büyük emek harcayarak ve zorlanarak çıktıktan sonra hemen uçtuklarını görür. Çocuk kelebeklerin kozadan çıkarken bu kadar çırpınmalarına, uğraş vermelerine üzülür ve dayanamaz. Bizim çocuklarımıza iyilik olsun diye yaptıklarımızdan yola çıkarak elindeki bir değnek ile koza ağlarını açarak kelebeklerin kolayca çıkmalarına sağlar. Kozadan kendi çabalarıyla çıkan kelebekler uçup giderken, kozadan çıkmaya yardım ettiği kelebeklerin 3-4 saniye sonra düşerek öldüklerini görür. Bu durum çocuğun dikkatini çeker ve nedenini öğrenmek için babasına sorar.

 Babası oğluna:

 “Kelebekler kozadan çıkmak için büyük bir mücadele verirler. Bunun nedeni ise Allah onlara uçmayı sağlayacak kanat ve bacaklarının gelişmesi için böyle bir mücadeleyi vermiştir. Bu mücadele sırasında kelebeklerin kanatları ve ayakları güçlenmekte ve bunun sonucunda kolayca uçmaktadırlar.

 Senin onlara iyilik yapmak için onların kozalarını açman onlara kötülük oluyor. Senin iyi niyetle ağlarını açarak çıkardığın kelebekler mücadele etmeden kozadan çıktıkları için bacak ve kanat kaslarını geliştiremiyorlar ve uçamadan ölüyorlar.”der.

  Bu da gösteriyor ki, çocuklarımıza yardım edelim derken farkında olmadan onlara büyük kötülük yapıyoruz. Bütün yaptıklarımızla ileride kendi ayakları üzerinde duramayan, kendi başlarına iş yapma becerisi olmayan, kendi kararlarını veremeyen çocukları yetiştiriyoruz ve sonra da “ Kocaman adam oldun hala kendi başına bir iş yapamıyorsun” diye yakınıyoruz.




Ünal ÇAYIR

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.