"SİSTEMDE ÇARPIKLIK VAR"(!)
                    İfade, bu!..

                    Vergi sisteminde devlete ödenmesi kanunen belirlenmiş esasların hukuki mecburiyetine rağmen, ticaret ile iştigal eden kişi ve/veya kurumların vergiye bakış açılaında, şaşkınlıkla ifade ettikleri ünlem işaretleri asılıdır.
                    Nedense; parayı kazanma şımarıklığında kibre düşen iş adamı veya müteşebbislerin, vergi vererek gerçek ödeme ile topluma olan vazifelerini ifa etmelerinde sahtekarlıklar hala da mevcuttur!?!
                    "Sistemde çarpıklık var"(!)
                    ...
                    Ödenen, veya da ödenecek vergi kime aittir.!?
                    Millet'e!,
                    ve hatta, gelecekte doğacak tüm evlatlarımızın hakkı vardır bu vergilerde. De; ne yapılıyor peki!
                    Gerçek manada hiç kimse (hemen hemen) vergisini tam ödemiyor. Ne için peki; sistem çarpıklığı!(mış). Bu çarpıklığın düzenli hale gelebilmesi için, kesinlikle gönüllü ve istekli bir vergi ödeme vatanseverliği geliştirmek gerekir. Var olan bozukluk, yeni doğum değildir. Eski doğumlarda var olan bozukluklar, operasyonel mudahalelerle düzeltilmeye çalışılır. Gerçek budur. Yeniden inşa etmekle restore etmek arasında bir sürü -"moloz"- yığını vardır.

                    Gariptir!..

                    "Sistemi oluşturan "şey"in kendileri olduğu gerçeğini görmezden gelirler hep!"
                    Bireyin genindeki bozulma, menfaate bağlı maddeye teslimiyet ile ticari kavram geliştirilen alanlarda, kişilere özgü caizlikler meydana getirmiştir. Her kaçıran(çalan), kendince kılıflı haklı gerekçeler öne sürmektedir. Ticarette, kendi "caiziyetini" oluşturmuş insan suretlerinin ticarete bakış açıları da garip bir şekilde, tüm ticari anlayışa sahip diğer insanların ortak kullanım alanlarında yapmış oldukları aynı hataları hata olarak görmemeleri ile örtüşür. 
                    Ucuza bir ürün bulduğunda, ürünün ucuzluğa düşmüş mazlum ezikliğini iyice ve öldürerek kendine mal eden kişinin yapmış olduğu alışveriş ticaret değil, hırsızlıktır. Mahzun ve ihtiyaç içinde, şeref ve haysiyetini korumak için, elinde bulunan ürününü haraç mezat ucuzlukta piyasaya sürmüş bir hüzünlü mazlumun elinden o ürünü daha da düşük fiyata almak veya almaya mecbur bırakmak hırsızlık, adiliktir. Sünnet-i Seniyyeye ve şanlı tarihimize bakarak, edeben yapılması zaruri olanı görebiliriz.

                    Devle-i Ali'ye ait olanı çalmak, hesabı verilemeyecek ölçüde yapılmış ahmaklıktır. Bir kişinin hakkını alan diğer kişi, ondan isteyeceği helallik için dökeceği ter ve sıkıntıyı vaaz minberlerinde dinlerken, Devlet-i Ali'ye ait olanı çalmakla, kıyamete kadar doğacak tüm hak sahiplerinden "NASIL" helallik alabilecektir. Bu; nasıl bir ahmak müslümandır.?!!?
                    "Sistemdeki çarpıklık" "insandır"
                    Birey adam olmadan toplum, toplum adam olmadan da toplumsal iman tam olmaz. Bireyin kişisel bozukluğu, kendisine lider kabul ettiği kişinin de bozuk olmasına sebep olur ki; yanlışa götürülür haberi olmaz. İman-ı Kamil, hüsn-ü Zan ile bakış geliştirebilen gerçek Müslüman anlayışındaki sevgi dolu tevazu, toplumsal meselelerin bozulmuşluğuna tebessümlü bir çaredir. Akıl, iman ile zırh kuşanmamış ise; o aklın, gerçek akıl olması mümkün değildir. Aklın zikri de, aklı verene teslimiyeti ile mümkün olur. Kendi menfaati uğruna, insan yasalarının açıklarını kullanarak kendisine nema sağlayan yasal hırsızların, İlahi huzurda verebilecekleri cevap yoktur. Yoksa; karını gizleyip, kendisini kar etmemiş göstererek, dogacak çocuklarımızın haklarını gasp etmek Müslüman kişiye yakışmaz.
                    İşte; tüm toplumsal meselelerin bağlandığı nokta, İslami aklın Tasavvufi Rahmaniyetine bağlılığındaki tevazu dolu hassasiyetin, sosyal hukuk ile yerine getirilmesi gereken zekat ve sadaka meselelerinin hakkını verebilmeye bağlıdır.
                    Günahın çokluğuna haykırılan hıçkırıksı tavrın, gerçek manada samimiyetsiz olması zaten kaçınılmazdır. Samimi teslimiyet; maddeye, secde ve rukudan uzak kalınabilmesi ile mümkündür. Aksi durum; zaten, içinde yaşadığımız durumdur.

                    Putlarımızı yıktığımızda, kalplerimizin etrafını sarmış küflü duvar, güneşi bulabilecektir. Her kişi; kendi günahını en ufak günah, kendisinde olmayan ve başkalarında gördüğü günahı ve yanlışı da en büyük günah veya iğrençlik olarak addeder. Bu ise; -amiyane tabirle-, wc'de bulunan kişinin kendi pisliğine düşkün olan anlayışındaki bakış açısı ile, gayet net anlatılabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.