Karanlığın ötesine dokunmuş gözlerinin puslu düşünceleriyle yoruluyor hayat, vicdanı üşümüş rendeli akıllarda! Kimsesizliğin karmaşasına sığınmışçasına açılan elleri ile dileniliyor, ne idüğü belirsiz huysuz ve huşusuz insanlardan!

Andavallı ve zavallı akılların sığındıkları bilimsel zırvalıklarını anlamakta çoğu zaman zorluk çekiyoruz. Hislerimizin, aklımızın şekillendirmesine muhtaç merhametinde bizler duygu toplumu iken, ne olduğuna şaşırdığımız bir ithal biçimin tahakkumu altında şekillendirildik epeydir.

"Özgürlük" diye bağıran duyarsızlığın anlaşılabilirliğine ezbere yorduğumuz kafamızın düşünsel kalabalığında kör olduk sanki!

Sanki; Yaratılış özelliğimizin bize sunduğu emirlerin sosyal sahibinin, Yüce Yaratıcı tarafından bize emrolunduğunu unutarak, biz olmadığımızı -belki de- iddia ettik. "İnanıyorum, evet!" cümlesinin devamında eksik kalan teslimiyetimizin edepsizliğinde "kul" olduğumuz bilincini yitirdik.

"Kul" isek ve Yüce Yaratıcı'ya inanıyorsak, nasıl oluyor da isyanın da ötesine geçerek "özgürlük" kelimesini her şey için kullanabiliyoruz. Yaratıcının emir ve yasaklarını uygulamak için yaşanılan bu Dünya'da, "kul" olduğunu "ben müslümanım" diyerek de iddia eden bir insanın "özgürlük" isteği olabilir mi!?!

"Kul" özgür olmaz, olamaz.

...

Buna karşılık ortaya koyduğumuz doğrular içerisinde düştüğümüz çelişkiler de enteresan bir anlaşmazlıkla sürdürülmektedir. "Ben doğru söylerim" veya "Ben doğru söylüyorum" ifadesindeki keskinlik "kul"a yakışan bir ifade olmaktan uzaktır.

İnsanın kendisine ait doğrusu olabilir mi!!!

Her insana ait farklı doğruların ortaya çıktığı bir toplum oluşabilir mi, veya bu toplum toplum olabilir mi!?

Buna bağlı olarak da toplumu oluşturan bireylerin ortak doğrularının anlaşılabilirliğinde ortaya koydukları düzenlemede bile kaos vardır.

İşte; "Ben doğru söylerim" cümlesinden ziyade, "Ben doğruyu söylerim" diyerek Yaratıcı'ya atıfta bulunulması bizi "kul" kelimesinin samimiyetini düşünme haysiyetine kavuşturur.

Düşünce ve aklını Yüce Yaratıcı'nın himayesine teslim edebilen bireylerin oluştururabileceği toplumlar "kul" kelimesinin toplumsal statüye bağlanan haklarını sorgulayarak, hayatlarının geleceğini öğrenmeye başlamazlar mı.!

İmansız bir aklın gereksizliğinin anlaşılırlığı ancak "kul" olabilmekle mümkündür. Unutulmamalıdır ki "günahkar olmak" kelimesinin anlamına ulaşarak haya etmek imanlı akılla mümkündür. İmansız bir akıl, günahı da reddeder. Günahında mert olmayan şirk'e düşer. Kendi yaşam felsefesini "inançları ve emredilenleri menfaati için kendisine göre yoğuran insanların gerçeğidir." ifadesine bağlı kalarak başka insanlara dikte eden mahlukatın zulmet nuru ile yıkanmış akıllarındaki bağnazlık, ne yazık ki aydınlık sanılan büyük karanlıktır.

İmansız bir akılla "kul" olmaktan habersiz yaşam felsefesine imrenen insanların düşürüldükleri yanlışlıkların, toplumları rencide eden, yoran yapısı, millet kelimesinin aidiyetine sahip olma noktasındaki birlikteliği bozmaktadır.

Barış toplumları, kendi düşünsel ve düşümsel kavramlarında saygılı inançlara saygılı bir bakış açısı geliştirmek terbiyesinde olan tebessümlü toplumlardır.

Ve işte "özgürlük", inancı yaşamak için bir istek, bir yakarı ifadesidir.

"Özgür" kalmak dileği ile ...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.