Genel hali ile kamulaştırmasız el atmanın tanımı; ‘’ Kamulaştırma yapmaya yetkili devlet kamu tüzel kişileri kamu kurumları veya kamu yararı bulunması halinde adlarına kamulaştırma yapılacak gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın, bir kimsenin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malına sahiplenme kastı ile ve kalıcı olarak el koyup, taşınmaz üzerine bir tesis veya bina yapar yahut da o taşınmaz malı bir hizmete tahsis ederek mal sahibinin taşınmaz üzerinde dilediği gibi kullanma hakkını engellerse, kamulaştırmasız el koymuş sayılır.’’ şeklindedir. Bu genel tanımı dışında;

-           Kamu yararı kararı alınan hallerde; kamulaştırma işlemleri tamamlanmaksızın idarenin, taşınmazlara el koyması,

-           İdarenin usulüne uygun olarak yapmış olduğu kamulaştırma işleminde kamulaştırma sınırlarının dışına çıkarak, taşınmazın kamulaştırma projesi dâhilinde olmayan bölümlerine de el koyması,

-           Belediyelerce yapılan imar uygulamaları sırasında, imar kanunu hükümleri uyarınca düzenlemeye tabi tutulan taşınmazların, kamu hizmetleri için ayrılıp üzerinde kamu tesisleri bulunan alanlara hisselendirilmesi

-           İmar uygulamaları sırasında, imar kanunu hükümleri uyarınca düzenlemeye tabi tutulan taşınmazlardan, yasal olarak kesilmesi gereken imar düzenleme ortaklık payı miktarından fazlasının kesilmesi suretiyle kamu hizmetlerine tahsis edilmesi, şeklinde de karşımıza çıkabilmekte ve Yargıtay kararları ışığında, bu görünümler de kamulaştırmasız el atma olarak kabul edilmektedir.

Kamulaştırmasız el atmadan söz edebilmek için el koymanın kamu hizmetlerinin sürekliliği ilkesi uyarınca vazgeçilmez olması gerekir. Aksi hallerde idarenin alelade haksız fiili söz konusu olur ve bu halde sadece haksız el atmanın önlenmesi davası ile haksız el atmadan dolayı uğranılan zararların tazmini istenebilir.  

Yargıtay uygulamada, taşınmazın imar planında yol, yeşil alan, park alanı olarak gösterilmesi nedeniyle üzerinde malikin yapı yapmasının yasaklanmasının, kamulaştırmasız el atma niteliğinde bulunmadığını belirtmekte ve kamulaştırmasız el atmanın varlığından söz edebilmek için, idarenin öncelikle taşınmaza fiilen el atması, fiilen işgal etmesi (tesis, bina, inşaat yapması) şartını aramaktaydı. Ancak Yargıtay’ın son uygulamalarında artık hukuki el atmayı da kamulaştırmasız el koymanın varlığı için yeterli olarak kabul ettiği görülmektedir. Özel mülkiyet konusu taşınmaza ister fiilen, ister hukuken el atılmış olsun, neticede taşınmazın kullanımına engel olunduktan sonra, sonuçları itibari ile mağduriyet açısından bir fark bulunmadığı, kaldı ki son yıllarda verilen tüm Yargıtay Kararlarının da bu yönde olduğu açıktır. Özel mülkiyet konusu taşınmaza ister fiilen, ister hukuken el atılmış olsun, neticede taşınmazın kullanımına engel olunduktan sonra, sonuçları itibari ile mağduriyet açısından bir fark bulunmadığı Yargıtay tarafından da kabul gören görüşler arasındadır.

           İdarenin taşınmaza getirmiş olduğu uzun süreli kısıtlamaların kamulaştırmasız el atma niteliğinde olabilmesi için mülkiyet hakkının vermiş olduğu kullanma, yararlanma ve tasarruf etme yetkilerinin önemli ölçüde ve sürekli olarak kısıtlanması gerekmektedir. Uygulamada imar planında umumi hizmetlere ayrılan (yeşil alan, okul alanı, park, otopark gibi) ve uzun süre kamulaştırılmayan bir taşınmazda malikin, ileriye yönelik inşaat yapma gibi tasarruflarda bulunma hakkı olmadığı gibi, taşınmazı rayiç değerinden satma, kiralama gibi benzeri işlemleri yapma hakkı da bulunmamakta veya kısıtlanmaktadır. Taşınmaz mülkiyetinin vermiş olduğu yetkilerin kamu yararı amacıyla sınırlanmasına olanak getirilse bile, kamusal hizmetlerinin gerçekleştirilmesi için yapılacak işlemlerde, Anayasa’nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının özüne dokunulmaması gerekir. Bir yerin imar planında umumi hizmetlere ayrılması veya başka bir amaçla kısıtlama getirilmesi, kamu yararını gerekçe göstererek mülkiyet hakkının uzun süre kısıtlanmasında hukuka uygunluk sebebi olarak gösterilemez.

Özellikle uygulamada ödenek yokluğu bahane edilerek veya idarenin gerekli işlemleri tesis etmemesine bağlı olarak kamulaştırmanın zamanında gerçeklememesi, mülkiyet hakkını belirsiz bir süre için kullanılmaz hale getirerek kişinin hak ve özgürlükleri ile kamu yararı arasında bulunması gereken dengenin bozulmasına yol açmakta ve Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının vermiş olduğu yetkilerin kısıtlanmasına veya ortadan kaldırılmasına sebep olmaktadır. Bundan dolayı idarenin bir taşınmaza kamulaştırma işlemi olmaksızın fiilî olarak el attığı hallerle fiili olarak el atmamakla birlikte mülkiyet hakkının vermiş olduğu kullanma, yararlanma ve tasarruf etme yetkilerinin uzun süre kullanılmasına engel olduğu haller, sonuçları itibariyle aynı nitelikte olup, her iki halde de kamulaştırmasız el atma gerçeklemektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.12.2010 tarihli kararıyla mülkiyet hakkı ihlâl edilen kişilere, taşınmaza fiili el atılmasa bile, kamulaştırmasız el atmadan dolayı bedele dönüştürme davası açma hakkı tanınmıştır.



Av. ASLI AYGÜN

(Aslı AYGÜN Yüksek Lisans Makale Sunumundan Alıntıdır)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.