Banu Abdullahoğlu ve Oğlu Anıl'ın Başarı Öyküsü

Anne sevgisiyle sarmalanmış, sevgiden doğan gücün tüm zorlukları yenebildiğini gösteren bir öykü.

Banu Hanım’ın hikâyesi 26 yıl önce, oğlu Anıl'ın doğumuyla başlıyor. Öyküsünü başarı hikâyesinden çok, “bir annenin evladı için mücadelesi” diye nitelendiriyor.

1971 İstanbul doğumlu olan Banu Hanım, mücadelesine engelli doğan bebeğini kucağına aldığında, henüz 18 yaşındayken başlıyor. Başlarda durumun farkında olmadan, kucağındakinin dünyanın en güzel bebeği olduğunu hissederek anneliği tadıyor. Günler geçtikçe o güzel Anıl bebeğin hastalanmaları, havale geçirmeleri artıyor, hayatlarına hastane odalarında geçirilen geceler ekleniyor. Uzun araştırmalar sonucunda Anıl’a “hafif mental” teşhisi konuyor. Öncesinde adını bile duymadığı bu hastalıkla yüzleşmek Banu Hanım için zor olsa da “neden benim çocuğum” sorularıyla başladığı isyanın yerini Anıl için en iyisini yapma mücadelesi alıyor.

Yıllar geçip de okul zamanı geldiğinde hastalığın etkileri daha net görülmeye başlıyor zira Anıl’ın hastalığı, kendini net ifade etmesine ve öğrenmesine engel oluyor. Ülkedeki eğitim sistemiyse Anıl gibi çocuklara yabancı kalıyor. Banu Hanım, kendisinin bile yabancı olduğu bu hastalığı öğretmenlerin tanımamasını anlayabiliyor olsa da oğlunu eğitimsiz bırakmamak için durup dinlenmeden çözüm yolları arıyor. İlk öğretmeninin isteksizliğinden rahatsız olup çocuğunu başka bir okula yazdırıyor ve beş sene boyunca sabahtan akşama kadar oğluyla aynı sırada oturuyor. Aldıkları eğitimin Anıl’a ne kadar katkısı olduğundan emin olamasa da onu eğitimsiz bırakmamak için sonuna kadar mücadele veriyor. Bu süreçte engelliler hakkında daha derin bilgi sahibi oluyor, Türkiye’de sandığından çok daha fazla engelli insan olduğunu öğreniyor ve kendi deyimiyle kanatsız meleklerle ve koruyucu anneleriyle dostluklar kurup yola onlarla omuz omuza devam ediyor.

Anıl büyüdükçe müziğe olan yeteneği ortaya çıkıyor. Konuşurken kekelese de şarkı söylerken hiç takılmıyor, evde sahne performansları ve playback’ler sahnelemeye başlıyor. Anıl, annesinin desteği ve eşliğiyle bu yeteneğini değerlendirmek için engelli gençlerden oluşan bir ritim grubunda 7 sene boyunca djembe çalıyor, konserlere çıkıyor. Performansları çok sevilse de Anıl enstrüman çalmak yerine playback yapmak istediği için gruptan ayrılıyor. Anıl, kendisi gibi gençlerle birlikte olmak istiyor fakat annesine devamlı sorduğu “Ben neden buradayım, ben engelli miyim?” sorularıyla, engelli olmayı kabul etmediğini ortaya koyuyor. Annesi de kendisini eksik hissetmesinin önüne geçmek için her şeyi yapıyor. Oldukça yakışıklı ve sanatsever olan Anıl’ı sanatçılarla buluşturuyor. Ajanslara fotoğraflarını gönderiyor, menajerlere ulaşmaya çalışıyor. Anıl’ın yakışıklılığını görünce anında geri dönen ajanslarsa durumunu öğrendiklerinde geri çekiliyorlar. Buna rağmen Banu Hanım mücadelesini bırakmış değil ve hâlen oğlunun içindeki ünlü olma arzusunu gerçekleştirmek için çalışmalarına devam ediyor. Anıl’la birlikte, sosyal hayattan yalıtılmış olan engellilere bir kapı aralama, onları dışarıya davet etme amacını taşıyor.

 Banu Hanım hikâyesini bitirirken şöyle diyor: ”Kısacası engelli anneleri hayatı iki kişilik yaşar. Zor ama bir o kadar da farklı bir dünyada yaşarlar. İşte benim de iki hayatım var ve Anıl iki hayatımın da başkahramanı.” 

Anahtar Kelimeler:
Banu Abdullahoğlu
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.